Hayatı Beste(ey)leyebilmek
Murat Çiftkaya

2008 - Ocak

1. Sayfa

18 Kasım 1995 günü keman sanatçısı Itzhak Perlman, New York'ta, Lincoln Center'daki Avery Fisher Salonunda bir konser vermek üzere sahneye çıktı. Çocukluk yıllarında çocuk felcine yakalanmış olan Perlman'ın her iki bacağında da destekleyici teller vardır ve ancak kol değneği yardımıyla yürüyebilmektedir. Onu sahne üzerinde her defasında sadece bir adım atabilmek suretiyle acı içinde ve yavaş yavaş yürürken görmek unutulmayacak bir görüntüdür. Ağrılar içinde ama ihtişamla yürümektedir, sandalyesine erişinceye kadar.
Sonra oturur; yavaşça koltuk değneklerini yere koyar, bacaklarındaki atellerin klipslerini açar, bir ayağını geriye iter, ötekini öne uzatır. Daha sonra yere eğilerek kemanını alır, çenesinin altına koyar, orkestra şefine başıyla işaret verir ve çalmaya başlar.
Şu zamanda değin, izleyiciler bu ritüele alışmışlardır. O, sahnenin bir ucundan sandalyesine doğru ilerlerken sessizce otururlar. Bacaklarındaki klipsleri açarken inanılmaz bir sessizlikle beklemektedirler. Çalmaya hazır olana dek beklerler.
Ancak o konserde birşeyler ters gitti. Bestenin daha ilk birkaç satırını çalmıştı ki, kemanın tellerinden bir tanesi koptu. Telin kopma sesini duyabilmek mümkündü, salonun bir ucuna tabancadan fırlayan kurşun gibi gitmişti ses. O sesin ne anlama geldiği konusunda yanılmak imkansızdı. Ve bunun ardından ne yapılması gerektiği konusunda da...
O gece orada olan insanlar kendi kendilerine şöyle düşündüler: Yeniden ayağa kalkması, bacak tellerini yeniden takması, koltuk değneklerini alması, yavaş yavaş sahne arkasına gitmesi ve ya yeni bir keman bulması ya da yeni bir tel takması gerekecekti.
Ama o öyle yapmadı. Bunun yerine bir dakika kadar bekledi, gözlerini kapadı ve sonra şefe yeniden başlaması için işaret verdi. Orkestra başladı ve o kaldığı yerden devam etti. Ve daha evvel hiç görülmemiş bir tutku, güç ve saflıkla çaldı. Elbette herkes bilmektedir ki; senfonik bir eseri sadece 3 telle çalmak imkansızdır. Ama o gece Itzhak Perlman bu "olmazsa olmaz" anlayışını reddetti.
Onu, parçayı kafasında değiştirirken ve yeniden bestelerken görebilirdiniz. Bir noktada, telleri nerdeyse yeniden tonlamışçasına sesler çıkarmaktaydı kemandan, daha evvel hiç vermedikleri sesleri vermelerini sağlamak için...
Bitirdiğinde salonu olağanüstü bir sessizlik kapladı. Ve akabinde seyirciler ayağa kalktı ve tezahürata başladılar. Salonun her yanından inanılmaz bir alkış patladı. Herkes ayaktaydı... Bağırıyor, ıslık çalıyor, alkışlıyor, yaptığını ne kadar takdir ettiklerini,
beğendiklerini anlatacak her türlü hareketi yaptılar. Sanatçı, gülümsedi, yüzünden akan terleri sildi, yayını kaldırarak dinleyicileri susturdu ve böbürlenerek değil ama sessiz, güçlü, dingin bir tonla şöyle dedi:
"Bilirsiniz, sanatçının görevi bazen, elinde kalanlarla ne kadar daha müzik yapabileceğini bulmaktır!"
***
Yaşamak için ne gerekir? Bu soruya kimimiz onlarca, kimimiz yüzlerce maddelik bir cevap verir. Olmazsa olmazlarımız o kadar çok ki. Oysa, hayatın olmazsa olmazı, toputopu üç-dört tanedir. Yiyeceğiniz ve içeceğiniz varsa, başınızı sokacağınız bir meskeniniz varsa, hele bir de hayat arkadaşınız varsa… hayatınızın asgari gerekleri size verilmiş demektir.
Soruyu bir de şöyle soralım: Hayatta hedefimize ulaşmak için nelere ihtiyacımız var? Aynı şekilde cevaplarımız madde madde sıralanacaktır. İyi bir eğitim, iyi bir aile, iyi bir çevre, para, dostlar vs.
Oysa, öykümüz bize hiç de öyle olmadığını ders veriyor. Muhteşem senfonik bir konser vermek için üç keman teli yetebiliyorsa eğer, muhteşem bir hayat yaşamak ve muhteşem bir başarı göstermek için zannettiğimiz kadar çok şeye ihtiyacımız yok demektir.
Azim ve gayretimizi "şu olmazsa olmaz" diyerek çeşit çeşit vesileye bina eden bizler, en güzel duaların en zor zamanlarda ve çoğunlukla bütün araçların ve vesilelerin sustuğu, çaresiz kaldığımız zamanlarda yüreğimizden yükseldiğini unuturuz. Nasıl ki, her zorlukta bir kolaylık varsa, her kolaylıkta da bir zorluk vardır. Kolay zannettiğimiz şeyleri hafife alırken, o işe yüreğimizi koymayıp elimizin ucuyla küçümseyerek tuttuğumuzda, en olur dediğimiz işlerin nasıl olmazlaştığını ve zorlaştığını yaşamışızdır.
Hayat kemanımızın telleri nefesimizdir. Nefes alıp verebiliyorsak hâlâ hayata bağlıyız ve hâlâ en güzel hayat şarkılarına beste olabiliriz demektir. Mâdem hayattayız hâlâ, mâdem hâlâ nefes alabiliyoruz; şükürle hayatımızın bir beste olmasına devam edebiliriz demektir. Zira şükür her güzel hayat şarkısının en güzel notasıdır. O tek tel de koptuğunda, zaten herşey bitmiş ve hayat sahnemiz kapanmış, hayatımızın Bestekârının huzuruna çıkıp ona bestemizi takdim etme vaktimiz gelmiş demektir.
O halde, vakit geç olmadan, şikayeti bırakıp hayat bestemizi güzelleştirmeye, şükür ve sabrı, dua ve azmi hayat makamımız kılmaya ne dersiniz?


Makale 1142 kez görüntülendi.



Sayfa: [1]  

Yazarın Diğer Yaziları

Tavsiye Et !

Yazdır!

Copyright © 2007 Tüm hakları Asya Basın Yayın Ltd.Şti. aittir.
www.hanimefendi.com.tr
info@yenidunyadergisi.com